Konya –Kapadokya 3 Gün 2 Gece H/B



05:15 (Konyalti) 05:45 otellerden toplama
1.Gün:Akseki’de kahvalti molasi,Seydisehir’de kahve molasi,Konya Mevlana Müzesi ziyareti, Konya’da ögle yemegi,kervansaray ziyareti, otele giris aksam yemegi ve konaklama
2. Gün:Kahvaltidan sonra Ürgüp, Pasabag,Devrent Vadisi,Üçgüzeller,Yusuf Koç Kilisesi ve Manastiri,Vaftizci Yahya Kilisesi,Çavusin Kilisesi,Güvercinlik Vadisi,ögle yemegi molasi, Asiklar Vadisi,Kizil Vadi,Çanak-çömlek ve onix atölyesi ziyareti, Göreme Milli Parki ve Göreme Vadisi, Üçhisar Vadisi,Hali kooperatifi ziyareti, otelde aksam yemegi ve konaklama
3.Gün: Kahvaltidan sonra yer alti sehri ziyareti,Aksaray’da dinlenme molasi,ögle yemegi molasi ve 18:00 siralarinda otellere dönüs

 

KAPADOKYA

JELOLİK OLUŞUM VE PERİ BACALARI Kapadokya Bölgesindeki Erciyes, Hasan Dağı ve Göllüdağ, jeolojik devirlerde aktif birer volkandı.Diğer bazı küçük volkanlarla birlikte bu volkanların lav püskürmeleri on milyon yıl önce başlayıp yakın zamanlara kadar sürmüştür.Yanardağlardan çıkan lavlar Kapadokya platosu’nda 100, 150 metre kalınlığında, ama farklı sertliklerde bir tüf tabakası oluşturmuştur. Vadi yamaçlarından inen sel sularınınve rüzgarın , tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla, “PERİ BACALARI” dediğimiz doğal güzellikler ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması,sert kayaların çatlayıp kopmasına neden olmuş, alt kısımlarda ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üst kısımlarda şapka ile aşınmadan korunmuş konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır.Şapkayı oluşturan kaya türü , gövdeyi oluşturan kaya türünden daha dayanıklıdır. Kapadokya Bölgesinde Peri Bacaları en çok, Ürgüp, Üçhisar, Avanos üçgeni arasında kalan vadilerde bulunmaktadır. 1833-37 Yıllarında bölgede incelemeler yapan Fransız coğrafyacı Charles Texier’in dizelerine şöyle dökülür Kapadokya: “Doğa hiçbir zaman kendisini bir yabancının gözlerine böylesine olağanüstü bir şekilde sergilememiştir. Dünya’nın hiçbir yerinde böylesine sürekli ve daha düşsel bir tabii olay varolduğunu duymadım.” KAPADOKYA YER ALTI ŞEHİRLERİ VE KİLİSELER Peri bacalarının şekillendiği tüflerin bir başka özelliğide bölgenin mimari malzemesinin kaynağıdır. Bu tüfler ilk çıkarıldıklarında işlenmesi kolay ve yumuşaktır, ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşip çok dayanıklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir. İşte bu sonradan kazanılan dayanıklılık yer altı şehirlerinin ve kiliselerinin yapılabilmelerini, ve günümüze kadar ulaşabilmelerini sağlamıştır. Bunlar arasında DERİNKUYU, KAYMAKLI, ÖZKONAK, ÖZLÜCE, TATLARİN yer altı şehirleri, AZİZ BASİL KİLİSESİ, YILANLI KİLİSE, KARANLIK KİLİSE, TOKALI KİLİSE, TARİHTE KAPADOKYA Yörede MÖ. 3000 yılından başlayarak, Assur uygarlığı’na ait ticaret kolonilerinin, 1750- 700 yılları arasında Hititlerin, daha sonrada 585-332 yılları arasında Persler’in kurduğu Kapadokya Krallığı’nın izleri görülür. Persler zamanında “KATPATUKA” olarak adlandırılan Kapadokya’nın adı “ Güzel Atlar Diyarı” anlamına geliyordu. Roma imparatorluğu’nun son dönemlerinde Anadolu’da yayılmaya başlayan hristiyanların bir kısmının büyük şehirlerden köylere göç etmeye başlaması bu günkü Kapadokya’nın şekillenmesinde en büyük etkenlerden biridir.4. Yüzyılda kayalık Göreme yöresini keşfeden hristiyanlar,Kayseri Piskoposu Aziz Basil’in görüşlerini benimseyerek, kayalar içinde Manastır Hayatını başlattılar. Bugün büyüleyici freskleri ve yeraltındaki ya da kayaların içindeki yapılanmaları ile bizleri büyüleyen Kapadokya Kiliseleri böyle başladı. Daha sonraları bölge mimari yapısına Selçuklu ve Osmanlı Kervansarayları ve camiler, medreseler eklenmeye başladı. Özellikle Aksaray ve Kayseri’de güzel örnekmlerini gördüğümüz kervansaraylar, hem Selçuklu, hem de Osmanlı döneminde , her 40 km. de bir olmak üzere düzenli bir şekilde yapılmışlar ve ticaret erbabının sorunlarına çözüm üretecek şekilde donatılmışlardı.

MEVLANA

Bugün müze olarak kullanilmakta olan Mevlâna Dergâhi'nin yeri, Selçuklu Sarayi'nin Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykûbad tarafindan Mevlâna'nin babasi Sultânü'l Ulema Bahaeddin Veled'e hediye edilmistir.

Sultânü'l Ulema 12 Ocak 1231 yilinda vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedilmistir. Bu defin, gül bahçesine yapilan ilk defindir.

Sultânü'l Ulema'nin ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlâna'ya müracaat ederek babasinin mezarinin üzerine bir türbe yaptirmak istediklerini söylemislerse de Mevlâna "Gök Kubbe'den daha iyi türbe mi olur" diyerek bu istegi reddetmistir. Ancak kendisi 17 Aralik 1273 yilinda vefat edince Mevlâna'nin oglu Sultan Veled Mevlâna'nin mezarinin üzerine türbe yaptirmak isteyenlerin isteklerini kabul etmistir. "Kubbe-i Hadra" (Yesil Kubbe) denilen türbe dört fil ayagi (kalin sütun) üzerine 130.000 Selçukî Dirhemine Mimar Tebrizli Bedreddin'e yaptirilmistir. Bu tarihten sonra insaî faaliyetler hiç bitmemis, 19 yy.in sonuna kadar parçalar halinde devam etmistir.

Mevlevî Dergâhi ve Türbe 1926 yilinda "Konya Âsâr-i Âtîka Müzesi" adi altinda müze olarak hizmete baslamistir. 1954 yilinda ise müzenin teshir tanzimi yeniden elden geçirilmis ve müzenin adi "Mevlâna Müzesi" olarak degistirilmistir.

Müze alani bahçesi ile birlikte 6.500 m2 iken, yeni istimlak edilerek "Gül Bahçesi" olarak düzenlenen bölümlerle birlikte 18.000 m2'ye ulasmistir.

Müzenin avlusuna "Dervîsân Kapisi"ndan girilir. Avlunun kuzey ve bati yönü boyunca dervîs hücreleri yer almaktadir. Güney yönü, Matbah ve Hürrem Pasa Türbesi'nden sonra, Üçler Mezarligi'na açilan Hâmûsân (Susmuslar) kapisi ile son bulur. Avlunun dogusunda ise Sinan Pasa, Fatma Hatun ve Hasan Pasa Türbeleri yaninda Semâhâne ve Mescit bölümleri ile Mevlâna ve aile fertlerinin mezarlarinin da içerisinde bulundugu ana bina yer alir.
Avluya Yavuz Sultan Selim'in 1512 yilinda yaptirdigi üzeri kapali sadirvan ile Seb-i Ârus (Dügün Gecesi) havuzu ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebîl adi verilen çesme, ayri bir renk katmaktadir.

HUZUR-I PIR - (TÜRBE)

TILAVET ODASI

Tilâvet Arapça bir kelime olup, Kur'an-i Kerîm'i güzel sesle ve usulüne uygun olarak okuma anlamina gelir. Geçmiste bu odada Kur'an-i Kerîm okunuldugu için buraya Tilâvet Odasi denilmistir. Halen "Hat Dairesi" olarak kullanilmaktadir.
Hat Dairesi'nde Mahmud Celâleddin, Mustafa Rakim, Hulûsi, Yesarîzâde gibi devirlerinin meshur hattatlarinin levhalari yaninda, Sultan II. Mahmud'un yazdigi altin kabartma bir levha da yer almaktadir.

Gümüs Kapi üzerinde teshir edilmekte olan Yesarîzâde Mustafa Izzed Efendinin hatti ile yazilmis olan Molla Câmî'ye ait Farsça beyitte söyle denilmektir.

Kâbetü'l-ussâk bâsed in mekam
Her ki nakis amed incâ sod temam
(Bu makam asiklarin kâbesi oldu
Buraya noksan gelen tamamlanir.)

HUZÛR-I PÎR - (TÜRBE)

Türbe salonuna Sokullu Mehmed Pasa'nin oglu Hasan Pasa'nin 1599 yilinda yaptirdigi gümüs kapidan girilir. Burada bulunan iki vitrin içerisinde Mevlâna'nin meshur eserlerinden Mesnevî'nin ve Dîvân-i Kebîr'in en eski nüshalari sergilenmektedir. Türbe salonunu 3 küçük kubbe örter. Üçüncü kubbeye post kubbesi de denilir ve yesil kubbeye kuzey yönünden bitisiktir.
Türbe salonu doguda, güneyde ve kuzeyde yüksekçe bir set ile çevrilir. Kuzeyde iki parça halinde yer alan yüksek setlerde 6 Horasan Erinin Sandukalari yer almaktadir. Horasan Erleri'nin hemen ayak ucunda ise Ilhanli Hükümdari Ebû Said Bahadir Han için yapilmis "Nisan Tasi" sergilenmektedir.